sayfa load
Menü

Tutunuş


Bulutları dökülmüş gökyüzünün
ateşi vuruyor yüzümüze
kıyameti andıran bir ışığın içinde
her an bir infilak!
her an bir intihar!

ah kimsesizim…
yüreği keder kurşunu yemiş sevgilim…
sessiz bir karanlığın kimsesiz geçitlerinde
beynim de homurdayan bir isyanın sesi var…
ve yetim bir rüzgâr uğultusu.

Kuyu diplerinde unutulmuş
küflü kovalar gibi
sessizliğe çekilmiş insanlar;
herkes biraz sürgün
herkes biraz enkaz artık.
yüzümüze vurup duruyor
o büyük yangının sıcaklığı…

Yorgun dualar birikiyor
Minare gölgelerinde, yorgun göz damlaları…
kubbenin altında, kadim bir inilti…

parmak aralarımda küllenmiş zikir taneleri…
sana adadığım ellerim kanıyor, şimdi…

Yalnızca bir sevda kavgası değil bu artık
bu bir ateşin yas dolu çığlıklarıdır…

Bak!
Şimdi caddeler boyunca
paramparça afişler savruluyor.
birer delil gibi dalgalanıyorlar gökyüzünde

Her köşe başında,
yarım kalmış bir vedanın izi.
Her pencerede,
artık asla dönmeyecek birini bekleyen yüzler…

saçlarımın her telinde kırılmış umut türküleri…
sana adadığım yüreğim kanıyor, şimdi…
Yalnızca bir sevda kavgası değil artık bu,
bu iki metre çukurun yas dolu çığlığıdır…

Göğü çivileyen siren sesleri altında
uykusuz kalıyor sokak lambaları ve çocuklar…
ah o masum çocuklar
barutu yağmur sanacak kadar
erken büyüyorlar artık.
bütün alemi utandırıyorlar
bir utanç vesikası gibi
alnımıza asılıyor, bakışları…
adım adım bir yolculuğa çıkıyoruz şimdi
ve her yol kaderine çıkar çünkü insanın
ve her insan kendi harabesine varır en sonunda…

Ben ki
avuçlarımda eski bir duanın iniltileriyle
kapına geldim ey hayat!
Ne azledildim bütünüyle
ne de vazgeçebildim senden.

Çünkü insan,
en çok da yıkıldığı yerde
arar Rabbini…
Ve bazen bir harabenin ortasında
filiz verir sabır.

Kim bilir,
belki yeniden şahlanır o deli taylar
bir sabah vakti.
Belki bozkırlar tekrar
rahmet kokar yağmurdan sonra.
Belki bu kavruk topraklar;
bir gün çocukların yüzlerindeki
o masum tebessümden dirilir yeniden.

Ama şimdi…
bir vaveyladır içimde dolanan bu
hazin sevda türküsü,
batıdan esen bu sam yeli,
doğudan duyulan ağıt sesleri…
Ve ben yine
aşk’ile yanan acılardan
doğuruyorum aydınlığımı…
bir umuda tutunuyorum
kanayan tırnaklarımla…

sevgilim şimdi hiç korkmadan haykırıyorum andımızı;
kınayıcıların kınamalarından hem de hiç çekinmeden…

Kul inne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemin…

 

"Murat Bekir Alpars / Leylim 2.bölüm"